Sekiz ay olmuş. Sekiz ay önce Lewis Moody, dünyaya Motor Nöron Hastalığı — yani MND — tanısı aldığını açıkladı. Ve o an, her şey değişti.
2003 Dünya Kupası şampiyonu, Leicester’ın efsane oyuncusu, sahada hiçbir şeyden korkmayan adam… İşte o adam şimdi bambaşka bir mücadelenin içinde. Vallahi, hayat bazen öyle darbeler vurur ki, en güçlü insanlar bile sarsılır. Ama Moody’ye bakarsanız, sarsılmış ama yıkılmamış.
“Kazanmak artık birinci olmak değil,” diyor Moody, 2012’de ragbiden emekli olan eski İngiltere kaptanı. “Kazanmak, tamamen tutkuyla bağlı olduğum harika bir amaca sahip olmak demek.” Son 14 yıldır Bradford-on-Avon’da sakin bir hayat yaşadığını, ama şimdi bir anda yeniden canlandığını hissettğini söylüyor. “Bir şeyi ateşledi. Eski Lewis geri döndü,” diyor ve gözlerinde o eski parıltı beliriyor.
Tanıyı aldığı an… Moody, haberi dünyayla paylaştığında içinde derin bir çıplaklık vardı. Hâlâ şok halindeydi. İnanır mısınız, 2003 Dünya Kupası’nı kazanmış, sahadaki en zorlu anlarda bile soğukkanlılığını korumuş biri, o haftalarda ne yaşadığını anlatırken bile sesi kırılıyor. Tanıyı izleyen haftalar, hayatında hiçbir şeyin onu hazırlamadığı bir süreçti.
“Hissettğim o sevgi, bizim hissettğimiz o sevgi…” diyor ve duruyor. Kendi hakkında konuşurken oldukça açık ve pragmatik olabildiğini söylüyor ama bu noktaya gelince sesi titriyor. “Her seferinde yeniden vuruyor.” MND konuşmasından kaçmak neredeyse imkansız. Karşılaştığı herkes “Nasılsın?” diye soruyor ve bu sorunun altında yatan ağırlığı taşımak kolay değil.
Neyse, devam…
Ekim ayında Moody, MND’nin ne anlama geldiğini henüz sindirmeye başlamamıştı. Aslında hâlâ tam olarak sindiremediğini kabul ediyor. Ama o ilk haftalarda yanında olan insanlar — ailesi, arkadaşları — onu ayakta tutan tek şeydi. Eski Leicester takım arkadaşı Leon Lloyd’un hikayesini anlatırken bakışları ısınıyor. Lloyd, saatlerce araç sürmüş, o kadar geç ulaşmış ki sabaha kadar Moody’nin araç yolunda uyumuş — sadece ona sarılmak ve ne kadar önemli olduğunu göstermek için. Ya sen de! Böyle bir dostluk, böyle bir bağ…
Duygusal destek elbette çok değerliydi ama Moody kısa sürede pratik rehberliğe de ihtiyaç duyduğunu fark etti. “Bir sonraki adımda ne yapacağımızı nerede öğreneceğiz, kiminle konuşmamız gerekiyor” gibi temel sorulara cevap bulmak gerekiyordu. MND ile yaşamanın pratiklerini öğrenmek, gürültüyü kesmek ve harekete geçmek…
Bak şimdi, Moody’nin zihin yapısı gerçekten dikkat çekici. Geleceği düşünmüyor mu? Düşünüyor tabii ki. Ama orada takılı kalmıyor. “Olumsuz şeylerde takılı kalmayı seçmiyorum. Bunun hiçbir faydası yok. Üzgün olmadığım ya da zor düşünceler aklıma gelmediği anlamına gelmiyor bu. Ama benim için işe yaramıyor. Açıkçası günümü berbat ediyor,” diyor. Öfke mi? Belki tam öfke değil, belki hayal kırıklığı diyor Moody. “Adil mi, adaletsiz mi diye düşünmek… Bu bana fayda sağlamaz.”
Omuz biraz daha zayıflamış tanıdan bu yana. Gerileme var, yavaş ama var. İşin aslı şu: Moody’ye bakıp onunla konuştuğunuzda, 2012’ye kadar ragbi oynayan aynı adamı görüyorsunuz. MND ancak o röportaj sırasında arabasından eldiven almak için mola verdiğinde gün yüzüne çıkıyor. Son birkaç haftada elinin kemikleri arasındaki kaslar erimye başlamış, soğuk ağrıyı daha da kötüleştiriyor. Super Bowl’a yaptığı hayatının bir kez yaşanacak o yolculuktan getirdiği şık deri eldivenlerle geri dönüyor. Sporcuydu, vücudunu kontrol etmeyi biliyordu — bu kontrolü bırakmak sismik bir şey olmalı…
“En zor kısım bu,” diyor. “İki gün zihinsel olarak çökmüş hissettim. Ama sonra hızlıca çıkıyorsun. O durumda olduğumu çabuk fark edebiliyorum. Üzüntü mü, yas mı, her ne ise — onunla bir süre ol, sonra devam et.”
Moody geçmişine yaslandı bu yeni normalini yönetmek için. Genç bir çocukken Leicester’a geldi, Martin Johnson liderliğindeki o efsanevi ekibin parçası oldu. O dönemin sertliği, baskısı, uyum sağlama kapasitesi — bunların hepsi onu bir şekilde bugüne hazırlamış. “Teşhis konulduğunda zihniyetim şuydu: Bu kadar basit.” Büyük entelektüel bir süreçten geçmediğini söylüyor. Günlük yaşam ise her şeyi daha da yoğunlaştırmış. Karısıyla ilişkisi her zamankinden güçlü hissettiriyor, arkadaşlarıyla geçirilen zamanlar daha değerli…
Ed ile görüşmesi gerçekten yardımcı olmuş ve olumlu bir deneyim olmuş. “MND’nin sonucunu biliyoruz, ama bununla başa çıkmak aslında düşündüğünüzden daha kolay. Sadece üstesinden geliyorsunuz,” diyor. Ed’in enerjisinden beslenmek ona geleceğe daha iyi hissetmesini sağlamış. Bisiklet sürme denemesinde ise ilk kez inmek zorunda kalmış — egzersiz yapmamış ve direkt dalmış, çok zorlanmış. Ama beklentilerini ayarlamayı öğreniyor, yeniden adapte oluyor.
Moody şimdi Doddie Weir’in kurduğu My Name’5 Doddie Vakfı’nın bayrağını taşıyor. MND farkındalığı ve araştırması için bu vakfın baton’unu devralmış durumda. “Ne kadar zamanım var bilmiyorum bu fiziksel halde. O yüzden mümkün olduğunca çabuk hareket etmemiz gerekiyor,” diyor. Şeylerin yeterince hızlı ilerlemediğinde öfkeleniyor, sinirlendiğini söylüyor.
En çok neden korktuğu sorusuna verdiği cevap yürek sıkıştırıyor. Düşünememe, konuşmaya katılamama korkusu… “Bunların hepsi korkutucu.” Ama semptomlar ne kadar uzun süre bu halde kalırsa, çocukları da o kadar iyi bir yerde olacak.
Oğulları Dylan ve Ethan ile ilk konuşmalar yürek parçalayıcıydı. Dylan, Southampton’da gelecek vadeden bir kaleci. Ethan ise okul sınavlarıyla meşgul. MND’yi konuşmanın tek konusu haline getirmek istemiyor Moody. “15 yıl çocuklarımla geçirdim. Şimdi 18 ve 15 yaşındalar. Onlarla harika bir ilişkim var ve bundan hiç pişman olmayacağım,” diyor. Bir gözyaşı süzülüyor yanaklarından…
Vallahi, bu adam gerçekten sıradışı biri. Sahada süperhuman denmişti ona — ve sahadan çıktıktan sonra da öyle davranıyor. MND araştırmaları için ne kadar zaman ve enerji kaldıysa hepsini bu mücadeleye harcamaya kararlı.
Bakalım Lewis Moody bu yeni savaşta ne kadar büyük bir iz bırakacak, MND araştırmalarına nasıl bir ivme kazandıracak…
Kaynak: Orijinal Haber