Vallahi arkadaşlar, Manchester United’ın kaptanı Bruno Fernandes bu sezon öyle bir futbol oynuyor ki adam tarih yazmak üzere. Premier Lig’in tek sezonluk asist rekoruna sadece bir adım kaldı. Thierry Henry ve Kevin De Bruyne’nin ortak rekorunu, yani 20 asisti, eşitlemek için tek bir pas yeterli. Tek. Bir. Pas.
Bak şimdi, bu iş sadece sayılardan ibaret değil. Fernandes bu sezon 29 “büyük şans” yarattı. Yani rakip kaleye giden, gol olması kuvvetle muhtemel pozisyonların sayısı bu. Asist sıralamasında en yakın rakibi Manchester City’den Rayan Cherki’yi tam sekiz asist geride bıraktı. Üçüncü sıradaki West Ham’ın Jarrod Bowen’ı ise 10 asist ile çok daha geride kaldı. Fernandes’in bu sezon sahada ne kadar dominant olduğunu anlamak için bu rakamlara bakmak yeterli zaten.
Neyse, devam…
İşin aslı şu: United bu sezon kupa kazanamayacak. Yahu bu acı gerçek ama ortada. Fernandes 2020’de kulübe katıldığından bu yana Premier Lig de kazanamadı, Şampiyonlar Ligi de. Erik ten Hag döneminde iki iç kupa geldi, o kadar. Ama adamın bireysel performansına bakınca “Nasıl olur bu?” diye soruyorsun kendine. Fernandes’in kulübe katılmasından bu yana United’ın ligde üçüncü bitirdiği sezon sayısı bir elin parmaklarını bile doldurmadı. Yani takım olarak verim düşük, bireysel olarak ise Fernandes neredeyse her sezon zirveye oynuyor.
Geçen Cuma günü Football Writers’ Association onu yılın futbolcusu seçti. Büyük onur bu, inanır mısınız? Ama Fernandes bunu pek umursamıyor gibi. Ekim ayında medyaya şöyle demişti: “Bir oyuncunun diğerinden daha iyi olduğunu düşünmüyorum sadece çünkü daha fazla kupa kazanmış. Ballon d’Or’u kazanan her zaman dünyanın en iyi oyuncusu değildir. Ben kupa kazanmak istiyorum. Sadece bireysel rakamlarımla değil, kulübe getirdiklerimle hatırlanmak istiyorum.” Adam kupayı bireysel ödülün önünde tutuyor, işte bu yüzden seviliyordur…
Peki rekor ona ne ifade ediyor? Çok şey, belli ki. Takım arkadaşlarından biri yakın zamanda Brentford maçında Fernandes’in önceki dönemde şut çekmeyi tercih edeceği bir pozisyonda topu Benjamin Sesko’ya attığını söyledi. Fernandes ise bunu reddetti. Adamın kafası artık farklı çalışıyor, gol değil asist peşinde. Bu da rekorun ona ne kadar önemli olduğunun işareti değil mi?
Bir de şu var: Fernandes bu yaz Portekiz’in Dünya Kupası kadrosunda kilit isim olacak. Yani sezon sonu da dinlenmeyecek bu adam, Dünya Kupasına gidecek. Hem kulüp hem milli takım derken Fernandes’in omuzlarındaki yük gerçekten büyük.
Tarihsel açıdan baktığımızda, “asist kralı” unvanı her zaman yaratıcı oyunculara gitmemiş aslında. Son beş sezonda Mohamed Salah iki kez birinci oldu, Ollie Watkins ve Harry Kane de birer kez zirveye çıktı. Bunlar yaratıcı oyuncular mı? Pek sayılmazlar. Ama De Bruyne dört kez birinci oldu ve o gerçek anlamda bir yaratıcı oyuncu. Fernandes de bu kategoride değerlendiriliyor işte.
Belki de Fernandes’e en iyi benzetme Cesc Fabregas’ın Arsenal dönemidir. Fabregas Arsenal’da yedi yıl düzenli oynadı, iki sezonda en çok asist yapan oyuncu oldu ama kazandığı en büyük iç ödül FA Kupası oldu. Premier Lig’i ancak Chelsea’ye döndüğünde kazanabildi. Matt Le Tissier, Steve McManaman, hatta Steven Gerrard… Bunların hepsi bireysel olarak mükemmeldi ama lig şampiyonluğu nasip olmadı. Gerrard 2005’te Liverpool’u Şampiyonlar Ligi zaferine taşıdı, ligde hiç birinci olamadı. Ama kimse Gerrard’ın Premier Lig’in en büyükleri arasında olmadığını söylemez. Fernandes için de aynı tartışma geçerli olmaya başlıyor şimdi.
Rakamlar da ortada: Fernandes şu ana kadar Manchester United formasıyla 324 maçta 106 gol attı. Orta saha oyuncusu için bu inanılmaz bir rakam, yalan yok.
Şimdi gelelim en önemli konuya, yani Fernandes’in geleceğine. United taraftarları bunu çok merak ediyor çünkü sözleşmesi bir yıl daha devam ediyor, kulübün de ek bir yıllık opsiyon hakkı var. Geçen yaz Al-Hilal’den devasa bir para teklifi geldi, Fernandes reddetti. O zaman şöyle bir beklenti oluşmuştu: “Eğer United Şampiyonlar Ligi’ne giremezse Fernandes gider.” Ama United bu sezon Şampiyonlar Ligi’ne girmeyi başardı ve şimdi Fernandes’in sözleşme uzatmak istediği konuşuluyor.
United kulübü de konuşmaya açık ama ücret politikasından taviz vermek istemiyor. Kulüp şunu hesaplıyor: Opsiyon kullanılırsa Fernandes sözleşmesi bittiğinde 33 yaşında olacak. Yani çok da güçlü bir pozisyondan konuşmuyorlar aslında. Ama işi karmaşıklaştıran bir madde var: 65 milyon Euro’luk bir çıkış maddesi mevcut. Bu madde sayesinde Fernandes İngiltere dışından bir kulüp yeterince erken harekete geçerse United’dan ayrılabilir. Bu madde devreye girerse ve United beklentilerini karşılayamamışsa ne olur? Bilinmiyor…
Geçici teknik direktör Michael Carrick Sunderland maçı öncesinde bu konuda oldukça sakin görünüyordu. “Bruno’nun mutlu olduğunu görebilirsiniz ve harika futbol oynuyor, belki de buradaki en iyi dönemini yaşıyor” dedi Carrick. “Sezon sonu önemli, yaz da önemli tabii. Ama futbol kulübü olarak onu burada seviyoruz, yaptıklarımızın büyük bir parçası o.” Güzel sözler bunlar, ama sözleşme masası başka bir yer…
Sahada ise Carrick’in sistemi Fernandes’e çok daha iyi yakışıyor. Eski teknik direktör Ruben Amorim döneminde Fernandes, Casemiro ile birlikte 5-2-3 sisteminde ikili orta sahada oynuyordu. Derin bölgeden uzun paslar atmak zorundaydı. Takım tehlikeli bölgelere girebiliyordu ama tek bir uzun pas golü getirmek için yetmiyordu çoğu zaman.
Carrick ise 4-2-3-1 sistemine geçti. Fernandes bu sistemde 10 numara pozisyonunda, Kobbie Mainoo, Casemiro, Bryan Mbeumo ya da Amad Diallo, Matheus Cunha ve Benjamin Sesko ile çevrelenmiş şekilde oynuyor. Sahada daha yukarıda konumlanıyor, pas seçenekleri artıyor ve şans yaratma sıklığı da buna paralel olarak yükseliyor. Maçın son dakikalarında bile enerjisi var çünkü fiziksel yük azaldı.
Son 10 asistine bakınca Fernandes’in üç temel pattern’i göze çarpıyor. Birincisi sağ kanattan yaptığı dışa kıvrılan ortalar. Bu ortalar savunmacıların kale arkasına çekilmesine neden oluyor ve takım arkadaşlarına kafa vuruşu için alan açıyor. Casemiro bu ortalardan en çok yararlanan isim. Fernandes bu sezon Casemiro’ya altı asist yaptı, bu da ligde herhangi bir oyuncunun bir takım arkadaşına yaptığı en yüksek asist sayısı. Fulham, Newcastle, Aston Villa ve Leeds maçlarında bu kombinasyon gol getirdi.
İkinci pattern Fernandes’in 10 numara pozisyonundan geniş alanlara kaymasıyla oluşuyor. Bu hareket rakip savunmaları kimin onu markalaması gerektiği konusunda kararsız bırakıyor. Fernandes bu belirsizlikten yararlanıp topla zaman ve alan yaratıyor. Aston Villa maçında geniş sol kanada kayması ve Cunha’ya attığı erken pas bu durumun mükemmel bir örneğiydi.
Üçüncüsü ise Carrick’in hızlı kontr sistemi içinde Fernandes’in merkez üzerinden organize savunmalara karşı yaptığı hamleler. Topu taşıyor, bekliyor, rakip savunmacıyı commit ettiriyor ve son anda boştaki adamı buluyor. Brentford maçında Mbeumo’ya atacakmış gibi yapıp Sesko’ya attığı pas tam da buydu. Vücudunu öyle konumlandırdı ki savunmacılar yana kaydı, Sesko soldan golü vurdu.
Carrick bu sistemi Fernandes’e özel kurmuş gibi. Ama ilginç olan şu: Fernandes’in topu tutma ve son ana kadar bekleme becerisi muhtemelen Amorim döneminde daha derin ve yavaş oynamak zorunda kaldığında gelişti. Yani o zor dönem bile ona bir şey öğretti…
Bakalım bundan sonra ne olacak? Rekor kırılacak mı, sözleşme uzayacak mı, yoksa 65 milyon Euro’luk madde devreye mi girecek? Gelişmeleri takip ediyoruz…
Kaynak: Orijinal Haber