Yirmi yıllık meslek hayatımda sokakta, kahvehanede, stad önlerinde ne hikayeler gördüm ne olaylara şahit oldum bilseniz. Ama dün akşam bir kez daha anladım ki futbolun tuhaf, açıklaması zor bi tarafı var yahu. Hayatımız akıp gidiyor, başımızdan geçen bir sürü önemli günü, koskoca anları unutuyoruz. Sorsam şimdi size, birkaç yıl önce tam da bugün ne yapıyordunuz, hangi gün tam olarak nerede ydiniz diye? Çoğumuz hatırlamakta zorlanırız, hafızayı zorlarız da bişey çıkmaz. Ama iş bazı maçlara geldimi akan sular duruyor arkadaş. Üzerinden seneler, koca yıllar geçsede o karşılaşmalar zihnimizde ilk günkü gibi aynı canlılıkla, taptaze duruyor. İşin aslı şu; biz aslında çoğu zaman o doksan dakikanın kendisini, sahadaki taktiği falan değil, o maçın etrafındaki o saf duyguyu hatırlarız.
Bak şimdi, şöyle bi geriye dönüp düşünün. Belki evde eski, tüplü bir televizyonun karşısında oturuyordun o akşam. Belki de hemen yanı başında, şu fani dünyada artık hayatta olmayan, sesini özlediğin biri vardı. Ya da ne bileyim, çocukluğun o dertsiz tasasız, kaygısız günlerinden kalma mis gibi bir akşamdı işte. Maç bitti, düdük çalındı, aradan upuzun yıllar geçti ve hayat her birimiz için tamamen değişti. Ama o akşam, o televizyonun ışığı hafızamızın bir köşesinde parlamaya devam etti da durdu. Çünkü futbol bazen sadece bir spor olmaktan, top peşinde koşmaktan çıkar. Bir zamana, bir döneme dönüşür. İnsan yaş aldıkça, saçlarına aklar düştükçe bunu çok daha iyi anlıyor valla.
Eskiden deliler gibi sevdiğimiz, heyecanlandığımız o eski maçları internetten açıp yeniden izlemek istememizin nedeni çoğu zaman futbol falan değil, yalan yok. O eski güzel günlere, o kokuya kısa bir yolculuk yapma isteği aslında. Belki o ekrana bakarken aynı heyecanı bir daha asla bulamayacağımızı çok iyi biliyoruz. Belki o meşhur golü yeniden izlediğimizde eskisi kadar sevinmeyeceğimizi, o günkü gibi zıplamayacağımızı da adı gibi biliyoruz. Ama yine de o videoyu açıyoruz, o maçı izliyoruz. Çünkü aslında bizim aradığımız şey tabeladaki skor değil. Biz o ekranda kendimizi arıyoruz, eski halimizi… Futbolun diğer bütün sporlardan ayrıldığı, koptuğu noktalardan biri de tam olarak burada başlıyor işte. Bir maçı sadece öyle kuru kuru izlemezsiniz, onun içinde yaşarsınız, onunla nefes alırsınız.
O günkü ruh hâliniz, yaşadığınız, bulunduğunuz şehir, o an hayatınızda olan insanlar, hatta o sırada açık pencereden içeri giren esinti, o akşamın havası bile o maçın bir parçası haline gelir. Bu yüzden bazı karşılaşmalar yıllar geçtikçe hafızada büyürde büyür. Belki de aslında futbol kalitesi açısından bakarsan çok kaliteli değillerdir, teknik olarak unutulmaz bile sayılmazlar hani. Ama bizim kendi şahsi hikayemizin içine, hayatımızın tam ortasına denk geldikleri için ölene kadar özel kalırlar. Modern futbol denilen şey şimdilerde her şeyi ölçmeye çalışıyor; koşu mesafeleri, pas yüzdeleri, beklenen gol değerleri falan filan… Ama kardeşim, hiçbir veri, hiçbir istatistik bir insanın yıllar sonra neden belirli bir maçı dün gibi hatırladığını asla açıklayamaz. Çünkü futbolun en güçlü, en kral tarafı rakamlarda değil, insanın ruhunda iz bıraktığı o anlarda saklıdır.
Bazen bi bakarsın bir mağlubiyet bile, kahreden bir yenilgi bile yıllarca akılda kalır. Çünkü o gün sahada kaybedilen şey sadece bir futbol maçı değildir; bir umut, bir yeşeren hayal, büyük bir bekleyiştir. Bazı galibiyetler de vardır ki, müzelerdeki kupalardan çok daha değerlidir. Çünkü o an stadda veya evde paylaşılan o saf mutluluk, alınan sonucun çoktan önüne geçmiştir. Millet boşuna mı kahroluyor, boşuna mı seviniyor? Belki de bu yüzden insanlar yıllar boyunca, her şeye rağmen aynı takımı tutmaya, peşinden gitmeye devam ediyor. Başarı için mi, kupa için mi? Hayır, sırf hatıralar için, o omuz omuza geçen biriken yıllar için. Kendilerinden, kendi gençliklerinden bir parça buldukları o hikâye için seviyorlar bu oyunu. Sonuçta futbolun en büyük gücü pırıl pırıl parlayan kupalar olmayabilir. En büyük gücü, insanın hayatının farklı ve zorlu dönemlerine sessizce, usulca eşlik etmesidir. Ve yıllar sonra dönüp arkamıza baktığımızda, bazı maçları yeniden yaşamak istememizin asıl nedeni de budur işte. Skoru hatırlamak için değil, o günkü kendimizi hatırlamak için… Bakalım zaman daha bize hangi maçlarda kendimizi hatırlatacak, yaşayıp göreceğiz…
Kaynak: Orijinal Haber