Tarihi bir gece yaşandı Camp Nou’da. FC Barcelona, tam da El Clásico’da — yani yılın en büyük maçında — Real Madrid’i 2-0 yıkarak La Liga’da 29. kez şampiyon oldu. Vallahi, bunu senaryo yazsan kimse inanmaz. Üstelik bu zafer, Hansi Flick için bambaşka bir anlam taşıyordu. Maçtan yalnızca birkaç saat önce, koçun babası Hans Flick hayatını kaybetmişti.
Neyse, olayı baştan alalım…
35. haftada oynanan bu dev maç, aslında çoktan bitmişti diyebiliriz. Barcelona, sezonun daha üç maçı kala şampiyonluğu garantiledi. İnanır mısınız, üç maç! Rakibini bu kadar erken geride bırakmak, hem de El Clásico sahnesinde — bu iş böyle kolayca olmuyor. Katalonya’nın gururu, bu sezon da kimseye şans tanımadı.
Maçın gollerine bakalım. 9. dakikada Marcus Rashford sahneye çıktı. Ceza sahası çizgisinde Antonio Rüdiger’in yaptığı faul sonrası kazanılan serbest vuruşu İngiliz yıldız sol köşeye yerleştirdi. Harika bir vuruştu, yalan yok. Kale direğinin tam köşesine, kalecinin uzanamayacağı o noktaya. Rashford bu golü sanki tüm hayatı boyunca bu an için hazırlanmış gibi vurdu.
18. dakikada iş bitmişti zaten. Dani Olmo — eski Leipzig’li, bilirsiniz onu — topukla muhteşem bir asist yaptı ve Ferran Torres topu filelere gönderdi. Barca 2-0 öne geçmişti ve Madrid’in bu maçtan döneceğine kimse inanmıyordu açıkçası.
Ama bak şimdi, işin duygusal boyutuna gelelim çünkü asıl hikaye burada…
Hansi Flick, maç öncesi gözyaşlarını zor tuttu. Babasının ölüm haberi birkaç saat önce gelmişti ve adam orada sahada duruyordu, takımını yönetiyordu. Her iki takım da Flick’e saygı olarak siyah yas bandıyla oynadı. 264. kez karşı karşıya gelen bu iki ezeli rakip, maç öncesinde bir dakikalık saygı duruşunda bulundu. Tribünler sessizleşti, Flick’in gözleri doldu. Sonra taraftarlar “Flick! Flick! Flick!” diye bağırmaya başladı. Barcelona ile birlikte 5. şampiyonluğunu yaşayan Flick için bu gece ömrünün en karmaşık gecelerinden biri olmuştur muhtemelen…
Real Madrid cephesinde ise işler hiç iyi değil. Kriz derken bunu kastediyoruz. Yıldız oyuncular yok, kavgalar var, sonuç yok. Kylian Mbappé, uyluk kasından aldığı sakatlık nedeniyle sahaya çıkamadı. Üstelik yedek kulübesinde bile değildi. Takımın kilit isimlerinden Federico Valverde ise bir önceki dönemde kafa travması geçirmişti ve Clásico’da yoktu. Bir de üstüne Valverde ile Aurélien Tchouaméni arasındaki kavga meselesi var — bu iki isim son dönemde ciddi bir gerilim yaşadı, kulüp içinde tam bir fırtına koptu. Tchouaméni ilk 11’de oynadı, Valverde ise tribündeydi. Yani Madrid’de her şey alt üst olmuş durumda.
Robert Lewandowski ise Barcelona’da ilk 11’de başlamadı, yedek kulübesinde oturdu. Ama zaten takım ona ihtiyaç duymadı bu gece. Rashford ve Torres halletti işi.
Bir de şu var, Madrid’in otobüs meselesi… Camp Nou’ya geliş sırasında Real Madrid’in takım otobüsü, Barca taraftarlarının saldırısına uğradı. Taş attılar otobüse. Tabii bu olaylar maçın kenarında kaldı ama yine de ciddi bir provokasyondu. Madrilenolar sahaya bu atmosferle çıktı ama toparlanamadılar.
İkinci yarıda Madrid biraz uyandı ama iş çoktan bitmişti. 2-0 öne geçen Barcelona maçı kontrollü kapattı. Şampiyonluk kupası Katalonya’da kaldı.
Madrid için ikinci sezon da kupasız geçecek. Geçen yıl da böyleydi, bu yıl da böyle. Takımda kriz büyüyor, yıldızlar sakatlanıyor, oyuncular birbirleriyle kavga ediyor… Bakalım Álvaro Árbeloa bu tabloyu nasıl toparlar, nasıl bir gelecek inşa eder — onu hep birlikte göreceğiz.
Barcelona ise şampiyonluğunu kutluyor. Camp Nou’da bayram var. Flick’in gözlerinde hem gözyaşı hem zafer var bu gece. İşte böyle arkadaşlar, futbol bazen böyle acı tatlı olur…
Kaynak: Orijinal Haber